Hem Doğa Hem Damak İçin
Karadeniz’e doğru uzanmış yarımada ve adalarıyla Amasra insana “Eylülde gel” dedirtiyor. Günbatımında sahilde yürümek, akşam balık ve salatadan oluşan bir sofraya oturmak için senenin en güzel zamanı. Bir ev pansiyonunda kalınabilir. Yat turizmi için de elverişli olan Amasra’da harika manzaralar görebilirsiniz. Ayrıca dalış, trekking, av ya da yelken yapmak mümkün. Mehmet Yaşin, “Bu mevsimde mezgit ve tekir çok lezzetli olur. Tabii armut ağacından yapılan kaselerde sunulan salataların lezzeti de dillere destan” diyor
EN LEZZETLİ PİDE
Gecelemek için Akçakoca’ya döndük. Ertesi gün ilk lezzet durağımız, Karadeniz Ereğlisi girişindeki Plaj Restoran’dı. Buranın kabak tatlısı dillere destandı. Eyüp Usta, özel seçilmiş kabaklardan öyle lezzetli bir tatlı yapıyordu ki insan, (özellikle ben) yemeğe doyamıyordu. Altı saatten fazla fırında kalan kabaklar, karamel, kestane, ekmek kadayıfı tatlarına bürünüyor, hele üstüne konan bembeyaz manda kaymağıyla tadını zirveye taşıyordu. Daha sonra Ereğli’nin deniz kıyısında, ev kadınlarına tahsis edilmiş küçük büfelerin biri olan "Has el"de kentin geleneksel tatlısı kabaklı gözlemenin yapılışını izledik, tadına baktık.
Bana en iyi Karadeniz pidesinin nerede yapıldığını sorduklarında bir-iki yer öneririm. Bunlardan biri de Erdemir Caddesi üstündeki Meşhur Pideci Hasan’dır. Sırf bu pideyi yiyebilmek için bir bahane uydurur Ereğli’ye uğrarım. Yine öyle yaptım. Pideciliği babası Ali Kuru’dan öğrenen Hasan Usta’yı, fırının başında, kan ter içinde çalışırken buldum. Kendisi ve ekibi, müşterilere pide yetiştirebilmek için soluk almadan çalışıyordu adeta. Biri hamuru açıyor, diğeri malzemeyi koyuyor, Hasan Usta fırını idare ediyor, bir diğeri çıkan pidenin içine yağ sürüyor, isteyene yumurta kırıyor, bir başkası da hazırlanan pideyi doğrayıp tabağa koyuyordu.
Arka taraftaki küçük salonda pidemi yerken, Evliya Çelebi’nin olduğu öne sürülen yazıyı bir kez daha okudum. Bu yazıda Çelebi, Ereğli pidesine övgüler düzüyordu. Sonradan tüm seyahatnameyi karıştırdım ama bu bölümü bulamadım. Bu yazıda iyi bir pide yerel ağızla şöyle tarif ediliyordu: "Az bişese mideyü şişürü, çok bişese guru olu, o sebepten ben kıyır olsun didim. Fırından çıkaru çıkarmaz da yımırta dökülecek..."
AMASRA’NIN BALIKLARI
Ereğli’den sonra sonbahar iyiden iyiye bastırdı. Dağlar tepeler kızardı, sarardı, yeşillendi. Yolların üstünü kahverengi yapraklar örttü. Zonguldak’ın Kozlu ilçesine geldiğimizde, güneş renkler saça saça dünyanın diğer ucuna gitmeye hazırlanıyordu. Karadeniz, mor denize dönmüş, gökyüzünü eflatun, sarı, kırmızı, erguvan, yeşil yansımalar kaplamıştı. Dayanamadım, durdum, kömürlü sahile bir iskemle atıp, menevişlenen sulara dalıp gittim.
Fatih’in cennete benzediği Amasra’ya geldiğimizde gün akşam olmuş, tavalarda balıklar kızarmaya başlamıştı bile. Yörenin en iyi ve en eski lezzet duraklarından Çeşmi Cihan’da, hem tava balığın hem 8-10 çeşit yeşillikle yapılan salatanın tadını çıkarttık.
Sonra sarmısak diyarı Taşköprü’de, mevsimin son kuyu kebabının tadına baktık. Çarşı merkezindeki Osman ve Ömer kardeşlerin kebapçısında, kuyuda iki saat pişen kuzuları parmaklarımı yalaya yalaya bir güzel yedim. Sonra Kastamonu’ya geçtik. Buraya ne zaman gelsem, Yılanlı Sokak’taki asırlık lokantaya uğrayıp simit tiridinin mutlaka tadına bakarım. Susamsız simit, gerdan suyu, sarmısak, yoğurt, kıymayla yapılan ve tereyağıyla tamamlanan bu basit yemeğin zengin lezzeti, damakları çatlatacak cinstendi. Harun Usta’yı bir kez daha kutladım. Sinan Bey Konağı’nda ise Kastamonu’nun ünlü yemeklerinden etli ekmekle, bandumanın tadına baktım.
Safranbolu’da bizi eski dostlarım Gül ve İbrahim Canbulat bizi yeni otellerine buyur etti. Gülevi adlı bu beş odalı butik konak-otel öylesine güzel olmuştu ki, canım odadan çıkmak istemedi. Eski ile yeni birbiriyle uyum içinde eşleşmiş, geçmişin içinde modern zamanı yaşamanın keyfi doruğa çıkmıştı. Safranbolu’da yılların lokumcusu İmren’den bu tatlının sırlarını öğrendik, eski konaklara, daracık sokaklara hayranlığımızı bir kez daha sunup Gül ve İbrahim’e veda ettik.
Son lezzet durağı Bolu’daki Yurdaer Otel Mutfak Sanat Merkezi’ydi. Bolulu ünlü aşçı Haşim Usta’nın oğlu Yurdaer Kalaycı, burada babasının ününü sürdürüyordu. Mönüsünde Osmanlı Mutfağı’nın en lezzetli örneklerini sunan Yurdaer Bey, mutfakta yarattığı sanat eserlerini konuklarıyla paylaşmaktan mutluluk duyuyordu.
AMASRA/BARTIN
Çeşmi Cihan Restaurant/Balık Tava ve Salata
Bizim Amasra’da çıkan balıklar genellikle küçük balıklardır. Hamsi, mezgit, istavrit, barbun…Bu balıklar da tava olmaya daha uygun.
Amasra’nın balığı kadar salatası da ünlü. Burada salata ne kadar çok malzeme konursa o kadar kıymetli oluyor.
Çeşmi Cihan Büyük Liman caddesi’nde, tam denizin üstünde.
Yemekten sonra lokantanın ünlü ballı yoğurt tatlısının da tadına bakmanızı öneririm.
|