A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z
ANTALYAYA-GENEL BAKIŞ-ANTALYA
*****
GENEL BİLGİLER -ANTALYA

ANTALYA  HAKKINDA GENEL BİLGİLER BAKMANIZDA YARAR VAR

entlerden biri olarak ünlenen Selge’nin, İ.Ö. 220 yılında komşu kent Pednelissos’u kuşatmasıyla başlayan savaş, sonraki çağlarda ismi hain tanımı yapılırken kullanılan bir Selgelinin ihanetiyle ünlenmiştir. Selge’nin ünlü ismi Logbasis’in isminin başında "Hain" lakabı bulunması acı bir gerçektir. Logbasis, düşmanla anlaşarak halkına ihanet eder ve bedelini canıyla öder.

Antalya'nın Turistik Özellikleri
Antalya;çağlayanları,doğal plajları,zengin tarihi eserleriyle,fuarlarıyla,dört mevsimde de turist cennetidir. Bir başka deyimle; Turizmin başkentidir. Lara ve Konya altı Antalya ili sahillerinin başlıca plajlarındandır. Antalyada kar yağmadığı gibi kışın bile denize girilebilir günlerin sayısı oldukça fazladır. Yazın aynı anda hem denize girebilmeniz hemde Saklı kent'de kayak yapmanız mümkündür. Şehrin Doğusunda bulunan Konya altı plajı çakıl, Batısında bulunan Lara plajı ise kumdur. Tatile gelenler gündüz deniz ve güneş gece eğlence ile 24 saati dolu dolu yaşama imkanına sahiptir. Plajlarda düzenlenen gece eğlencelerinde sahilde ateş yakılır,havai fişekler atılır. Çeşitli yarışmaların yanı sıra müzik ve dans vazgeçilmezlerdendir. Dedeman Oteli'nin bünyesinde bulunan Aquapark küçüklerin olduğu kadar büyüklerinde ilgi odağıdır. Antalya'nın ulusal parkı Termesos, kayak merkezi Saklı kent, Beş konak' taki doğa harikası Köprülü Kanyon, M:S:11 yüzyılda yapılmış olan Belkıs ( aspendos ) açık hava tiyatrosu, Olimpos ve yumurtalarını bırakmaya gelen Carette carettaları, Çıralıda bulunan Yanar taşı, Demre' deki Noel Baba Mezarını, Alanya'daki Kızıl Kule, Damla taş, Bel dibi, Kara in mağaraları ile Altın beşik görülmeye değer turistik yerlerdir. Sanat' ada katkısı olan Antalya da her yıl Altın Portakal Film Festivali düzenlenmektedir. Antalya'nın belediyesi borcu olmayan tek zengin belediye ünvanına sahip tir. Bunuda topladığı vergiler ile başarmaktadır.( Son senelerde yapılan yatırımlarla bu ünvanını elinden kaptırmıştır) Hak aramak için gidilen Adliyesi ise manzaralı olarak en güzel yerde yapılandırılmış olup sanki moralleri düzeltmek için planlanmış gibi yükselip güven verir. Büyük şehir Belediyesi halkı bilinçlendirmek için,çeşitli forumlar düzenler meslek kursları açar. Bu kurslar iş ve elemen bulmayı kolaylaştırır .Bu Kursları Antalya Ticaret Odası,Halk eğitim Merkezi, ve Milli Eğitim Bakanlığı ile birlikte düzenlemektedir..Sayısız yurttaş bu hizmetlerden yararlanmaktadır. Bu etkinlikleri vermiş olduğu ilanlarla duyurmaktadır. İş imkanı olarak Turizm Acentaları, Seyahat Acentaları, Oteller, Tatil köyleri, Fabrikalar başlıcalarıdır. Halkın büyük bir kısmı ise Seracılık ile geçimini sağlar. Endüstri şehri diyemeyiz Antalya için. Buna karşılık Lüks Otel,Pansiyon,Apart Otel ve Araba Kiralama ( Rent A Car ) sektörleri kendilerini oldukça geliştirmişlerdir. Seracılıkta da modern yapılanmalar göz ardı edilemez. Antalya'nın seralarında yetiştirilen ürünler tüm Anadolu'ya dağıtılmaktadır. Antalya Sebze Meyve Hali yurdun sebze ve fiyatların yükselmesi Ya da düşmesine katkıda bulunduğundan bir çeşit Borsa gibidir. Antalya'nın yat limanı kale içindedir. Burada yatlarla çeşitli geziler düzenlenir. Bunların içinde Düden'in denize dökülüşünde çevresinde oluşan gök kuşağı görülmeye değer güzelliklerindendir. Kale içi Antalya'nın kalbinin attığı yerdir. Buram buram tarih kokar. Devletin sit alanı içinde bu yapılar tarihi dokularını bozmadan restore edilmesine izin vermektedir. Burada iş mimarlarımıza düşüyor. Kale içini gezerken mimarisi doğa güzelliği siz

 

Antalya'nın Tarihçesi


Antalya tarihi taş devrine kadar dayanır.Bunun kanıtı Yağca Köyü civarında Karain Mağarasında bulunan Paleolitik çağ buluntularıdır.
Karataş Semahöyük kazılarında çok büyük mikarda eski tunç çağı buluntuları çıkarılmıştır.Hititlerin çivi yazılı tabletlerinde geçen Ahiyava' ya da Arzova ülkesinin Pamfilya (Antalya ) olabileceği tarihçiler arasında ileri sürülüyor.Fakat Side hariç bir kaç buluntunun dışında burada yaşadığına dair bir buluntuya rastlanmıştır.Yunan efsanelerinde ise Truva savaşından sonra bazı Aka kafilelerinin Kalkhas yönetiminde Pamfilya ' ya ulaşmış oldukları yazılmıştır.Antalya sınırları içerisinde yerleşen Lidyalıların kökeni kesin olarak bilinmemektedir.Hitit vie Mısır kaynaklarında M.Ö. 2000 Lükki ya da Lükka adlı bir kavimin Lidyalılar olması olasıdır.Bu kavimden kesin olarak ilk kez Lidya Kralı Kroissos döneminden söz edilmiştir.

 

Antalya bölgesi ik zamanlar Lidya krallığına bağlıydı .Kral Kroissos' un Pers Kralı Kyros' a yenilmesi ile M.Ö. 546 bu bölgeye İskender ' e kadar Persler hakim olmuştur.M.Ö. 334 ' de Makedonya Kralı İskender , Lidya üzerinden Pamfilya' ya yürümüş , Silyon dışında buradaki kentleri ele geçirmiştir.Psidya 'daki Termesos kenti İskender ' e teslim olmayarak karşı koymuştur.

 

Apemeiya barışından M.Ö. 188 sonra Romalılar bu bölgeyi Bergama Krallığına bırakmıştır . Bergama Kralı II. Aktalos M.Ö. 159 -138 bir liman keni olarak Antalya 'yı kurmuştur .
M.Ö. 102 'de Anadolu'da Klikya adlı bir eyalet kurulunca buraya bağlanmış M.Ö.36 yılında Anteunus Pamfilya'yı Galatya Kralı Amyntas ' a vermiştir.İmparator Kladius M.S. 43 yılında Pamfilya ve Likya' yı eyalet haline getirmiştir . Antalya bölgesi M.S. 2.yy.'dan 3 . yy.ortalarına kadar en görkemli dönemlerini yaşamıştır .
Antalya bölgesi Anadolu Selçukları'nca Süleyman Şah döneminde alınmış , ancak 1117 yılında yapılan antlaşma ile Antalya Bizanslılara bırakılmıştır.

 

Antalya ' ya ikinci yerleşme I. Gıyaseddin Keyhüsrev zamanında olmuş 1206 ve Ertokuş Bey Subaşılığına getirilmiştir bu hükümdar zamanında (1204- 1215 ) Trabzon - İznik Rum İmp. ile Antalya'nın yerleşik halkı Selçuklular' a kapattırmışlardır.I. Gıyaseddin öldürülünce , Hrıstiyanlar Kıbrısla birleşerek Antalaya 'yı geri almışlardır.Fakat üç gün sonra I.İzzettin Keyhüsrev tarafından ele geçirilerek Selçuklular'a bağlanmıştır.
????: Web Hattı - Türkiyenin En Güncel Forumu /cografya/63987-%7C-antalya-tarihi-ve-ozellikleri-%7C.html
1336 yılından sonra Moğolların çekilmesiyle Anadolu' da beylikler dönemi başlamıştır.Antalya ise Hamitoğulları Beyliğinin bir kolu olan Tekelioğulları'nın tekeline geçmiştir. Yıldırım Beyazıt dönemimde de Antalya Osmanlı hakimiyetine girmiş ve 1391'de Firuz Bey'e verilmiştir.Antalya artık Teke Sancağı adıyla anılmaya başlamıştır.

 

Antalya I. Dünya Savaşı'na kadar Osmanlı Sancağı olarak kalmıştır.Kurtuluş Savaşı başlangıcında ise kısa bir süre İtalyanlar tarafından işgal edilmiştir. 9 Temmuz 1921 tarihinde İtalyanların Antalya 'yı işgali sona ermiş bu tarihten sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin bir ili olmuştur.

 


Düden Şelalesi


Bölgedeki akarsuların ortak amacı Akdeniz'e ulaşmaktadır. Bu amaçla Toros Dağlarının yamaçlarından itibaren bazen yer üstünden ve bazen de yer altından oldukça ilginç yolculuklar yaparlar. Bu sırada eşine ender rastlanır güzellikte çağlayanlar oluştururlar. Bu çağlayanların sayısı 20'den fazladır.


En güzelleri Antalya'nın 15 km. kuzeyindeki Düden Şelalesi 18 km. batısındaki Kurşunlu Şelalesi ve Manavgat'ın 3 km. kuzeyindeki Manavgat Şelalesi'dir.


Antalya bir sular şehri. Özellikle tarlaların suya en çok ihtiyacı olduğu yaz aylarında 3 ay hariç, falezlerden sular fışkırıyor. Bunlardan en ünlüsü de Düden Şelalesi.


Düden Şelalesi iki kez harikalar yaratır. Birincisi Lara Plajı yolunda, Antalya'dan 8 km uzaklıkta yer alıyor. Burada Düden Suyu büyük bir gürültü ile 50 metre yükseklikteki falezlerden denize dökülüyor. Düden suyunun Antalya'nın 15 km kadar kuzeyinde "Düdenbaşı Şelalesi" denilen diğer bir çağlayanı bulunuyor.

Hıdırlık Kulesi


Kara surlarının en güneydeki başlangıç noktasında bulunan alt kısmı kare, üst kısmı silindir şeklinde olan bir kuledir. Antik çağdan kalma bir yapı olup, içinde kare şeklinde büyük bir kütle vardır.


Kulenin yapısı son derece sağlamdır. İç yapısının özelliği nedeni ile savunma amacıyla kullanılan ya da işaret ateşi yakılan bir yer olduğu sanılmaktadır.

Kale Surları


Eski Antalya kenti, birisi deniz ve birisi de karadan olmak üzere at nalı şeklinde iki surla korunmaktaydı. Ayrıca şehir içi yerleşim merkezlerini birbirinden ayıran duvarlar da vardı. Dış surlarda çok sayıda ve elli adım aralıklarla kuleler bulunuyordu. Antalya surlarının geçmişi antik çağlara kadar uzanır. Genellikle Helen devri temmelleri üzerine Romalı' lar tarafından yapılmış olup Selçuklu'lar devrinde genişletilmiş ya da onarılmıştır. Duvarlarda çok sayıda antik özellik taşıyan taş bloklar kullanılmıştır. XIX.Yüzyılın sonlarına kadar neredeyse tamamı korunmuş haldeydi. Günümüzde sadece kent içindeki bazı burçlar, Hadrian kapısı, Saat kulesi, Hıdırlık kulesi ve bazı duvar kalıntıları varlığını korumaktadır.


Kaleiçi Evleri


Antalya Kaleiçi Evlerinde yaşamın gereklerine doğa ve çevre koşullarına uygunluk ön planda tutulmuştur. Bu tutum, Antalya Mimarlığına gerçekçi bir özellik kazandırır. E.çimden önce işleve önem verişi ile belirgin olan bu gerçekçilik, estetik ve yetkinlik kaygısını büyük ölçüde geriye iterek içtenliği öne çıkarırken kalabalığa düşmez. İç oylumlardaki uyumluluk, düzenlemedeki titizlikle ve tutuculukla sağlanmıştır. Bu durum, ev yaşamının akışını kolaylaştıran başlıca etkendir.

 

Antalya’da yazlar çok sıcak, kışlar ılık geçer. İşte Antalya Kaleiçinde bulunan evlerde soğuktan korumadan çok güneşi önleme ve serinlik sağlama amacı güdülmüştür yazın, gündüzleri denizden karaya geceleri karadan denize esen yumuşak rüzgarların geçişine olanak sağlayan yerleşme düzeni, Antalya da bu evlerde oturanların yaşamına az çok ferahlık getirir. Gölgeli taşlıklar ve avlular, hava akımını kolaylaştıran yüksek tavanlı katlar, Kaleiçi’ndeki eski evlerin en belirleyici özelliğini oluşturur.

 

Bu evlerin bu şekilde inşa edilmesinde maddi olanakların başında yörenin kereste bakımından zenginliği önemli bir rol oynamıştır.

 

Toplumsal ve ekonomik yaşamın gereği olarak Antalya’da ahşap yapı geleneği yok olmuş ve yerini beton yapılara terk etmiştir.

 

Kaleiçi’nde bulunan eski evlerin kapıları, develerin ve arabaların geçebileceği genişlikte dar sokaklara açılır, bahçelerinde genellikle portakal ağaçları bulunan bu evlerde, her biri yüksek duvarlarla dış dünyadan ayrılmışlardır.

 

Evin yerleştiği alan, taşlık denilen kesimi oluşturur. Taşlıktan birinci kata bağlanan iç merdiven, bir ara kata geçiş olanağı da verir. Merdivenin son bulduğu üst katın, yanları açık üstü kapalıdır. “Hayat” denilen bu ışıklı ve havadar yerde, indirip kaldırılabilen kafesler, görüşü ve ışığı düzenlemeye yarar. Kimi hayatlar, tümüyle açıktır; kimileri camlıdır.

 

Evlerde ana kat, birinci kattır. Giriş katı dışa açılma nedeniyle düzensiz bir görünümdedir; buna karşılık birinci katta, köşe çıkmalarıyla düzenlilik sağlanmıştır. Plan, çoğu kez tam çıkmalarla zenginleştirilir. Giriş katları depo, kiler, hizmet katlarıdır; ara katlar da az çok bu nitelikleri gösterir, iklim elverdiği için, mutfak, banyo, hela çoğunlukla bahçededir. Bu yüzden, evin iç yapısı getir-götür zorunluluklarından etkilenmez.

 

Günlük yaşam, genellikle hayatta ve taşlıkta geçer. Odalar geniş bir aileyi barındıracak biçimde bağımsız evler niteliğindedir. Bu belirgin kullanımlarından dolayı “ev” olarak adlandırılır Odalardan en genişi, evin en büyüğüne ayrılmıştır. Pencereler dış görünüşe göre değil, iç yaşamın gereklerine göre açılmıştır. Odalarda, genellikle sedir yükseklikleri pencere yüksekliklerini belirlemiştir. Pencereleri bol ışık alabilecek biçimde, geniş yapılmıştır. Kimi zaman, ışık girişini kolaylaştırmak için tepe pencereleri de kullanılır.

Kaleiçi ve Yat Limanı


Deniz ve kara surları tarafından kuşatılan kent merkezine bugün "Kale İçi" denmektedir. Kale İçi'nin sokakları ve yapıları Antalya tarihinin izlerini günümüze kadar getirmektedir. Eski evlerin önemi sadece mimari açıdan değil, aynı zamanda insanların yaşam şekli,davranışları, gelenekleri ve sosyal yönleri konusunda da çok yararlı bilgiler aktarmaktadır.

 

Kale İçi'nin sokakları dardır. Çoğunlukla limandan yukarılara doğru, dış surlar yönünde uzanırlar. Evler sahiplerinin ekonomik güçleri ve kullanılış amaçlarına göre farlılık gösterebilmektedir. Fakat ortak özellikleri çoktur. Genellikle yığma taştan ve ağaç bağlantılı olarak yapılmışlardır. Hepsinin bir sokak cephesi ve bir de sokak görmeyen bahçesi bulunur. Sokağa bakan yüzde, ilk katta çok az pencere vardır. Üst katta ise "Cumba" denilen ve hem ev, hem de sokak mimarisine uygun olarak yapılmış çıkmalar vardır. Bu çıkmalar ağaç süslemelerle bezenmiştir.

 

Evlerin merkezini, zemin katta, bahçeye açılan ve taş zeminli "Taşlık"lar oluşturur. Bu taşlıklarda ağaçtan dinlenme kanepeleri vardır. Buralardan zemin kattaki odalara geçilebildiği gibi, üst kata da bir merdivenle ulaşılır. Zemin kat evin daha çok hizmet bölümüdür. Depo, mutfak gibi görevi olan odalar buradadır. Üst kat ise yaşam içindir. Üst katın odalarının pencereleri daha büyük olduğundan dolayı daha aydınlıktır. Çoğunlukla bu odalarda üst üste iki sıra pencere vardır.

 

Üst pencereler camsız olup ağaç kafeslerden oluşmakta, alt pencereler açılıp kapanabilir türdendir. Cumbaların üst pencerelerinde küçük boyutta ve genellikle renkli camlar bulunur. Kale içinde birçok ev aslına uygun restore edilmiştir. Kale içi günümüzde, eğlence yerlerinin, pansiyonların, restoranların, hediyelik eşya satan dükkanların ve antika halı satan mağazaların bulunduğu eşsiz güzellikte bir turizm merkezi olmuştur.

 

Antalya limanı bir zamanlar Türkiye'nin güney kıyısında Mersin'den sonra gemilerin yanaşabileceği ikinci limandı. Bu gün ise bu limandan sadece yatlar yararlanmaktadır. Kentin batısında yapılan Endüstri Limanı'nın çalışmaya başlaması ile eski limanın adı "Yat Limanı" olarak değişmiştir.

 

 

Karain Mağarası


Antalya'nın 27 km kuzeybatısında bulunan Karain Mağarası, merkeze bağlı Yağca Köyü içindedir. Prehistorik tarih öncesi değeri olan mağara, Batı Toros kalker kuşağının tarverten ova ile teşkil ettiği sınırda, yamacın 80 m kadar üstünde, denizden 370 m kadar yükseklikte bulunmaktadır. Karain Mağarası, ilk kez 1919 yılında Antalya şehrinin kısa bir süre italya işgali altında kaldığı sırada italyan Gaiseppe Moretti tarafından bulunmuştur.

 

Yapılan prehistorik araştırmalar ve kazılardan ortaya çıkan bulgulardan, Karain Mağarası'nın Orta Paleolitik (Yontma Taş Devri) çağlarında sürekli iskan gördüğü anlaşılmaktadır. Klasik çağlarda da bu iskanın devam ettiğini ve mağaranın kutsal bir adak ve tapınma yeri olarak kullanıldığını bilhassa dış duvarlar üzerindeki kitabelerden anlıyoruz. Karain Mağarası'ndaki kültür katları arasında, çakmak taşından yapılmış el baltaları, çeşitli kazıyıcılar süs takıları ve ok uçları ile su aygırı parçaları bulunmuştur.

 

Karain Mağarası'na, basamak şeklinde düzenlenmiş bir patika ile çıkılmaktadır. Mağara içi elektrik ışığı ile aydınlatılmış olup kısmen turizme açılmıştır.

Kesik Minare Camii


Yapı elemanları incelendiğinde camiinin geçmişinin İ.S. II.yüzyıla kadar uzandığı görülür. Bulgular yapının, İ.S. V. yüzyılda mevcut antik bir tapınak üzerine Bazilika olarak yapıldığını göstermektedir. II. Beyazid'in oğlu Sultan Korkud tarafından cami'ye çevrilmiş ve yapıya bir minare eklenmiştir.

 

Minare'nin ağaç kısmı XIX. yüzyılda çıkan bir yangında yanmış ve ozamandan beri Kesik Minare adı yerleşmiştir. Halen harap bir durumda olan eser kullanılmamaktadır. Fakat ziyaretçilere aynı yapı içinde Antik Bizans ve Selçuklu yapı unsurlarını sunma yönünde eşine ender rastlanır bir kalıntı olarak hizmet vermeye devam etmektedir.

Kocain Mağarası


Kocain Mağarası Antalya’nın 45 km kadar kuzey yönünde, 1171 m. rakımlı İndağı'nda bulunmaktadır. Kocain Mağarasına eski Antalya-Burdur asfalt yolunun 30.kmsinde bulunan Pınarbaşı kaynaklarını biraz geçtikten sonra, kuzeydoğu yönüne doğru sağa sapan ve Karataş*Camiliköy-Killik ve Ahırtaş köylerine ayrılan yoldan gidilmektedir. Ahırtaş Köyünde vasitadan inildikten sonra kuzey batı istikametinde İndağı’na çıkışa başlanmaktadır. Takriben 1-1.30 saatlik hafif meyilli yamaçtan yayan olarak küçük bir patikayı takiben çıkıldıktan sonra, 788 m. kotta bulunan ve büyük bir giriş ağzı olan Kocain mağarasına varılmaktadır.

 

Kocain mağarası 600 metre uzunluğunda, girişinde 35 m, içerde 75 m. genişliğinde, bazı yerlerde 50-60 m yüksekliği olan çok büyük bir salondan ibarettir.

 

Mağara ağzında Prehistorik devirlerde, daha sonra da Romalılar zamanında iskan edildiğine dair kalıntılar mevcuttur. İçinde çimentolu sarnıçların bulunması, tarihi devirlerde de oturulmuş olduğuna bir delil olarak gösterilebilir. Mağara, iç içe meydana gelmiş iki büyük salon ve bu iki boşluğu ayıran dev dikitlerden oluşmuştur. Dev istalagmit kolonları yanında gayet güzel beyaz kristallizasyonlar da bulunmaktadır.


Kesik Minare Camii


Yapı elemanları incelendiğinde camiinin geçmişinin İ.S. II.yüzyıla kadar uzandığı görülür. Bulgular yapının, İ.S. V. yüzyılda mevcut antik bir tapınak üzerine Bazilika olarak yapıldığını göstermektedir. II. Beyazid'in oğlu Sultan Korkud tarafından cami'ye çevrilmiş ve yapıya bir minare eklenmiştir.
????: Web Hattı - Türkiyenin En Güncel Forumu http://www.webhatti.com/showthread.php?t=63987

 

Minare'nin ağaç kısmı XIX. yüzyılda çıkan bir yangında yanmış ve ozamandan beri Kesik Minare adı yerleşmiştir. Halen harap bir durumda olan eser kullanılmamaktadır. Fakat ziyaretçilere aynı yapı içinde Antik Bizans ve Selçuklu yapı unsurlarını sunma yönünde eşine ender rastlanır bir kalıntı olarak hizmet vermeye devam etmektedir.

Kurşunlu Şelalesi


Antalya'dan Alanya yönüne doğru giderken, 17 kilometre sonra, Isparta-Kurşunlu kavşağı ile karşılaşıyorsunuz. Bu yönde 6 kilometre ilerledikten sonra, karşınıza sağ tarafta Kurşunlu Şelalesi sapağı çıkıyor. Girişte yolu gösteren tabelalar var. Sapaktan iki kilometre daha devam edin. Asfalt ve çam ormanları arasındaki yol sizi günübirlik piknik alanına getiriyor. Parka girişte belli bir ücret veriyorsunuz. Otomobilinizi park için ayrı bir ücret ödemiyorsunuz. Girişte ödediğiniz ücretten sonra başka ödeme yapmadan parkın bütün bölümlerini gezebiliyorsunuz. Kapıdan girer girmez Muğla'dan getirilen kayrak taşlarıyla yapılan orman içi yoldan ilerleyerek alışveriş merkezine geliyorsunuz. Burada hem hediyeli eşyalar, hem de ayakta yiyebileceğiniz gıda ürünleri satılıyor. isterseniz şelale yanında da her türlü yiyeceği bulabileceğiniz mükellef lokanta hizmetinizde...

Plajlar ve Doğal Güzellikler


Konyaaltı Plajı : Antalya kentinin hemen batısında, karlı dağların eteklerinde uzanan bir plajdır. Deniz sakin, fakat ani derinleşmelerle doludur. Kıyı boyu ince ;akıllı kumdur. Soyunmak için kabinleri vardır. Bu plaj üzerinde boydan boya halk plajları ve yemek yiyebileceğiniz halk tipi lokantaları her zevke uygundur.

Karpuzkaldıran Plajı : Lara Plajı yakınında Karpuzkaldıran koyundadır. Üzerinde askeri dinlenme tesisleri kurulmuştur. Denizi çok derin değildir.

Lara Plajı : Antalya’nın 11 km güneydoğusunda yer almaktadır. Denizi Konyaaltı Plajına göre daha sığ ve ince kumludur. Kabinler ve plaj evleri vardır.

Topçam Plajı : Antalya’nın en çok ilgi gören, Antalya kent merkezine 15 km batıda, çam ormanları içinde bir plajdır Amatör dalış yapmak isteyen amatör dalıcılar ıçin bu sahil ideal bir yerdir karşısında Sıçan Adası vardır Topçam Plajlarını geçtikten sonra her yerde denize girebileceğiniz, Küçük Çaltıcak, Büyük Çaltıcak, Beldibi, Kızıltepe Mocamp Tesisleri, Kemer koyu, Phaselıs, Çıralı Plajlarını da öneririz.

Sıçan (Reşad) Adası : Topçam Plajı karşısında, Zeytin”, ‘lssız”, ‘Reşad” isimleri ile de bilinen küçük ı~ır ada vardır. Bu adanın adı eski coğrafya kitaplarında ve haritalarda Konyaaltı Plajı ‘Reşad Adası’ olarak ta geçmektedir. Söylentiye göre, Harunnürreşid zamanında, bu ada Arap donanması için bir süre donanma üssü olarak kullanılmış ve adaya bu isim verilmiştir. Ancak yerli halk, adanın kıyıdan görünümü sıçana benzettiği için adaya bu ismi vermiştir.

Atatürk Parkı : Konyaaltı Caddesi boyunca uzanan bu park 1980’li yıllarda düzenlenmiştir. Buradan Antalya kentinin ve Konyaaltı Plajı ile Toros Dağlarının eşsiz bir görünümü vardır. Parkın Konyaaltı Plajı’na yakın olan Bölümünde ise Atatürk Parkı’na bitişik Kuğulu Park ve Burada son yıllarda bölücü örgüt yaptığı çatışmalarda şehit düşen Antalyalı askerler anısına dikilen bir Şehitler Anıtı yer almaktadır.

Karaalioğlu Parkı : Hıdırlık kulesinin güneyine baktığınızda güzel bir park sizi çağırır adeta. Bu Karaalioğlu Parkı’dır. Gerçi Antalya’nın batısında daha birçok park son yıllarda yapılmış ve modern bir şekilde düzenlenmiştir ama burası, Antalya’nın eski delikanlılarının gönlünde ayrı bir yeri vardır. İşte denize doğru uzanmış kim bilir kaç yüzyıllık Aşıklar Ağacı’. Kim bilir kaç kişi onun altında sevişti; kaç kişi oradan kendini aşağıya atarak karşılıksız aşkına bir çözüm aradı. 70 bin metrekarelik bir alana kurulan parkta denize uzanan üç geniş mirador, işte Beydağları. Konyaaltı Plajı’nın sahili ve uçsuz bucaksız gibi görünen Akdeniz, saatlerce hayranlıkla seyredilebilir bu miradorlardan. Kuş cıvıltıları ve günün en sıcak anlarında bile, serinliğini koruyan Antalyalılar’ın en sevdiği bir gezinti ve dinlenme yeri.

Antalya Kültür Parkı : 1997 yılında Antalya Belediye Başkanı Hasan Subaşının büyük gayretleri ile hizmete açılan bu Park, Antalya’nın en güzel parklarından biridir. Park içinde fuar alanları, Büyük cam piramitten oluşan Kongre Merkezi, Antalya Kültür Merkezi binası ile birçok yapay havuzlar ve şelaleler vardır. Hemen onun yakınında bir su kayakları merkezi vardır.

Selge


Kaynaklar, Pamphylia’nın önemli akarsularından biri olan Euromedon (Köprüçay)’un yukarı çığırında, 900 metre yükseklikte kurulu olan Selge’yi Pisidia kenti olarak anarlar. İskender’in Termessos’u kuşattığı sırada Selgelilerin kendisini ziyaret ettiklerini ve dostluğunu kazanarak ona kılavuzluk yaptıkları bilinmektedir.

 

Termessos gibi bir dağ kenti olan Selge’nin bugünki verimsiz ve yoksul görünümüne karşın, geçmişte varsıl ve gönenç içinde bir kent olduğunu antik çağ yazarları bildirmektedir. Günümüze kalan kalıntılar da bunu doğrulamaktadır. Euromedon Irmağı’nın doğusunu izleyen yol, yaklaşık 40 km. sonra Roma çağından kaldığı bildirilen görkemli Oluk Köprü’den batı kıyısına geçer ve 14 km. boyunca antik yol güzergahını izleyerek Selge’ye ulaşır.

 

Selge’nin yerinde kurulan küçük Altınkaya Köyü’nde, evler antik kalıntılarla iç içe durumdadır. Kaynakların Spartalıların akrabası olduğunu bildirdiği Selge’nin en göze batan antik kalıntısı tiyatrosudur. Tiyatronun oturma planı Helenistik karakter gösterirken, sahne binası Roma geleneğini yansıtır. Tiyatronun güney batısındaki Stadion’un güneyinde kent Agorası ve kilise kalıntısı, batısında ise Sarnıç ve Zeus ve Artemis’e ait olduğu kabul edilen iki tapınak kalıntısı yer alır.

 

İşgal görmeyen kentlerden biri olarak ünlenen Selge’nin, İ.Ö. 220 yılında komşu kent Pednelissos’u kuşatmasıyla başlayan savaş, sonraki çağlarda ismi hain tanımı yapılırken kullanılan bir Selgelinin ihanetiyle ünlenmiştir. Selge’nin ünlü ismi Logbasis’in isminin başında "Hain" lakabı bulunması acı bir gerçektir. Logbasis, düşmanla anlaşarak halkına ihanet eder ve bedelini canıyla öder.

 

Euromedon üzerindeki Oluk Köprü ve ırmağa batıdan kavuşan Gökçesu üzerindeki yine Roma Dönemi özellikleri taşıyan Büğrüm Köprü ve dünyada sadece bu bölgede bulunan Yabani Servi Ormanı yörenin görülmesi gereken yerleri arasındadır. Rafting yapmaya elverişli akarsular da, rafting meraklılarını yöreye çekmektedir.

Sur İçi Eserler


 
 
 
Kayseri