A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z
bozcaada canakkale
*****
O kadar gezi yazısı yazdım ama hiç biri zihnimde yazdığım yalnız asla bir kağıda dökmeyi beceremediğim bu yazı kadar malzemesi bol değildi

Bozcaada

O kadar gezi yazısı yazdım ama hiç biri zihnimde yazdığım yalnız asla bir kağıda dökmeyi beceremediğim bu yazı kadar malzemesi bol değildi. Dört günlük Bozcaada tatilinden söz ediyorum temmuzda üniversiteden arkadaşlarımla gittiğimiz. Daha önceden birkaç kere gittiğim ‘’cennet’’ Gökçeada’ya gitmeyi, hiç gitmediğim Bozcaada’ya tercih etmeyi düşünüyordum ilk başta, kendimi biraz da ev sahibi saydığımdan. Herkes başına gelebilecek ‘’iyi sürprizleri’’ sever. Yalnız sürpriz kelime anlamı olarak olumluyu da olumsuzu da içinde barındırır. İşte bu yüzden ‘’kötü’’ de çıkabileceğinden ben, sürprizleri çok sevmem. Her şey kontrolüm altında gelişsin isterim. Dolayısıyla hiç gitmediğim bir yeri ‘’ev sahibi’’ sıfatıyla ‘’konuklarıma’’ tavsiye edemezdim kötü olabileceğini düşünerek; diğer yanda ‘’cennetten’’ bir köşe ve denizi ‘’girmiş olduğum denizlerden en güzeli’’ Gökçeada tercihi varken. Yalnız olaylar düşündüğüm gibi gelişmedi; Ege adaları hakkında kitap karıştıran konuklarımız ‘’gecelerinin’’ daha şenli olacağını düşünüp Bozcaada’ya gitme yönünde fikirlerini salık verdiler ve bekledikleri gibi çıkmazsa adanın bunun sorumlusu olarak da beni göstermeyeceklerini söylediler.

 

Sürprizleri sevmem dememle çelişkili gibi duracak ama rezervasyonları da sevmem. Elbet oralarda kalınacak bir yer buluruz diye düşünüp aksi gibi bulamayıp tüm yarım günümüzü otel aramakla geçirdiğimizden ancak akşamı buldu konaklayacak oteli seçmemiz. Birinin beğendiğini öteki beğenmedi. Bir kısmı ‘’bağ evinde kalalım’’ derken bir kısmı ‘’merkezden ayrılmayalım’’ dedi. En sonunda biraz da yorgunluktan bitap düştüğümüzden merkezdeki ‘’Gümüş Otel’de’’ karar kıldık. Seçeneklerimizin bu denli fazla olmasının önemli bir nedeni hafta içi gelmiş ve rezervasyon yaptıran müşterilerini engellemeyerek hafta sonuna kadar kalmayacak olmamızdı. Gecelerinin de en az gündüzleri kadar güzel olduğuna şahit olduğumuz Bozcaada’nın merkezinde kalmanın ne denli doğru bir seçim olduğunu litrelerce şarap içtikten sonra yürüyerek beş dakikada kendimizi odamızda bulmanın güzelliğinden anlayacaktık. Otel’de iyiydi yukarıda Allah var. Kahvaltısı hele hele domates reçeli çok lezzetliydi (dönüşte domates reçeli almadan dönmeyin), çarşafları temizdi, hizmet güleryüzlüydü.

 

Bozcaada, anakaradan gemiyle yarım saatlik bir mesafede küçük bir ada. Gökçeada’ya nispeten çok daha küçük ve anakaraya daha yakın olduğundan (Gökçeada’ya ancak anakaradan 3 saat süren bir yolculuktan sonra ulaşabiliyorsunuz) daha gelişmiş. İstanbul’dan gelirken Çanakkale-Gelibolu sapağından ayrılıp Eceabat veya Kilitbahir’den feribotla Çanakkale’ye ulaşıp oradan da Geyikli’ye gelip bir daha feribota binerek buraya gelebiliyorsunuz ancak. İki defa gemi yolculuğundan bahsediyorum yani. Bu arada dünyaca meşhur Ezine yakınlarındasınız dönüşte biraz yolunuzu uzatıp peynir almayı unutmayınız…

 

Bozcaada’da pırıl pırıl bir güneş, hafif hafif her daim esen bir rüzgar hiç yalnız bırakmadı bizi. Altımızda arabada olduğundan her yerini karış karış gezdik. Liman Koyu, Değirmenler Koyu, Poyraz Limanı, Çanak Limanı, Çapraz Limanı, Çanak Limanı, Kocatarla Limanı, Lagor Limanı, Ayana Limanı, Ayazma Koyu, Sulubahçe Koyu, Habbeli Koyu ve Akvaryum Koy’larının tamamında denize girdik. İçlerinden en güzeli küçük bir koy olan Akvaryum Koyu gibi cezp etmedi bizi. İsmi ‘’Akvaryum’’ olan çok yerde denize girdim ve hiç birinin bu ismi hakketmediğine şahit olmadım henüz. Halkımız bu manada ehil, ‘’Akvaryum’’ ismini hakketmeyene ‘’Akvaryum’’ demiyor.

 

Bozcaada’da görmeden dönmeyin diyebileceğim en önemli şey Rüzgargülleri. Adanın yerleşime en uzak yerinde inşa edilmiş rüzgar gülleri gün batımıyla beraber müthiş bir manzara ortaya koyuyor. Ege’nin de üzerinde güneş öyle güzel batıyor ki sormayın gitsin. Bir kısım kişiler piknik sepetlerini kollarına takıp gelmişler, bir kısım kişiler de şaraplarla. Sevgiliye en güzel aşk mısraları burada söyleniyor olsa gerek.

 

İlginç notlar kulağıma fısıldanmış eklemeden geçemiyorum: Türkiye’nin 3. büyük Rüzgar enerji santralini oluşturan türbinler 2000 yılında elektrik üretimine başlamış. Ada tüketiminin 30 kat fazlası enerji üretiliyormuş burada. Elektrik, deniz altından anakaraya gönderiliyor. Aynı enerjiyi üretecek bir kömür santraline göre türbin başına 82.000 ağaca eşdeğer oksijen tasarrufu sağlanıyor. Yani 17 türbin 1.400.000 ağaçlık bir ormanı kurtarmış oluyor. Türbinlerin sadece bir tanesi adanın enerji ihtiyacını karşılamaya yetiyor. 16 türbinde cabası. Memleketimizin rüzgarı bol bu tür tesisler arttırılmalı.

 

Bozcaada, en önemli sürprizini ‘’Talay Şarapçılık’’ da sunuyor bize. Aradan aylar geçmiş olmasına rağmen söz oralardan açıldığında ‘’Ne servisti be!’’ demeden duramıyoruz. Kendimizi bir ‘’Fransız asilzadesi’’ sandık kelimenin tam anlamıyla. İsminin Ali olduğunu öğrendiğimiz garson enfes şarapları, eşsiz sohbetiyle, birbirinden leziz peynirlerle öyle güzel servis etti ki yazmadığım ve yazıp da teşekkür etmezsem eksik kalacağını düşündüğüm bu yazıyı yazdırdı ve bu paragrafı da ekletti bana en sonunda: Teşekkür ederiz, Ali…


 
 
 
Kayseri