A B C D E F G H I J K L M N O P R S T U V Y Z
CUNTA ADASI -ALTINOLUK-BALIKESİR
*****
CUNTA ADASI -ALTINOLUK-BALIKESİR

Cunda adası'nda, fahrisin tepesine tırmanacaksınız ilk olarak. Karşınızda eşssiz bir manzara... Seyrederken doğayı biraz ilerinizde taş kahve karşılayacak sizi oturup belki bir yorgunluk kahvesi içmek istersiniz diye, ardından siz hiç anlamadan ada alacak sizi içine, yürümeye başlayacaksınız daracık eski sokaklarda, şimdi karşınızda heybetli bir yapı; Taksiyarhis Klisesi, seyre dalıp düşüneceksiniz uzun yıllar öncesini... Her adımda bir cundalı selamlarken bu yolculukda sizi alı koyamayacaksınız yüzünüzdeki tebessüme ve belki birazda kızacaksınız kendinize ; niye daha önce gelmedim buraya diye...

Cunda adası nda akşam üstü, güneş batmak üzere; epeyce yol katettiniz, biraz yorgunluk var üzerinizde o anda tam karşınızda eski bir değirmen dönüyor; mis kokulu imbat kanatlarında, bahçesinde insanlar meşgul bir hayli, okumaktalar anlıyorsunuz ki bir kütüphanedesiniz ancak burası alışılmış kütüphaneler gibi değil hepsinden çok farklıi, çok daha keyifli, kendinize hakim olamayarak bir kitap alıyorsunuz elinize ve başlıyorsunuz okumaya; karşınızda masmavi bir deniz, gökyüzünde tarif edilemez renklerin dansı akşam oluyor Cunda adasında...
 Eşsiz bir doğal güzelliğe sahip olan ada hakkında ilk bilgi veren Yunanlı tarihçi Heredot, İ.Ö. 459/454 yıllarında yöreden Ekatonisos olarak bahsetmiştir. Adalarda Aıol kenti vardır demekle yetinmiştir. Kentin ve bulunduğu adanın isminden bahsetmemiştir.
 

 Bölgeye gelen yazarlardan tarihçi ve coğrafyacı Stravon (M.S. 21-63/64), Plinius (M.S. 79), Klaodius Ailianos ve Ptolomomaios da eserlerinde adadan bahsetmişlerdir. Ama isim vermemişlerdir. Çünkü yöreyi tam olarak bilmiyorlardı. Yörede iki batık kent bulunmaktadır.
 
    İ.Ö. 1500 yıllarında Yunanistan’dan gelenler Anadolu’nun batı sahillerinde ve adalarında 12 şehir kurmuşlar. Bu kavmin ismi Aiol deniyordu. Bunlar Çanakkale’den Gedize kadar Midilli dahil 12 kent kurmuşlardır. Bu 12 kentten biride Yunt adasının doğusundaki sahilde kurulmuştu. Piri Reis’in 1513 yılında yazdığı “Kitab-ı Bahriye” sinde yöre adalarından Yunt Adaları olarak bahsetmektedir. Piri Reis adaların üzerinde başıboş gezen eşek, at ve kısraklardan esinlenerek bölgedeki adalara Yunt Adaları ismini vermiş olduğu tahmin edilmektedir.
 
Adaya, Moshonisia da denmektedir. Moshos sözcüğü içinde iki düşünce ileriye sürülmektedir. Birinci görüşe göre yöredeki kokulu bitkilerden yayılan güzel kokulardan ileri gelmektedir. İkinci görüşe göre ise 1530’lu yıllarda büyük adanın batısındaki küçük bir adada Moshas adında kötü ün salmış bir korsan, ailesi ve ortağı ile beraber yaşıyordu.
 
   Korsan, Osmanlı Donanması yöreye gelince adayı terk etmek zorunda kaldı. O tarihten sonra korsanın yaşadığı adaya Moshonisos, bölgedeki adalar grubuna da Moshonisia denmeye başladı. Bu isim zamanla bütün adalara hâkim oldu.
   İtalyanca bir sözcük olan “Cunda” sözcüğünün anlamı, Meydan Larousse’da bir denizcilik terimi olarak “yelken açmak” yâ da “işaret sancaklarını çekmek için konulmuş yatay çubukların her iki ucu” anlamına geldiği yazılmaktadır.
    M.S. 1770 yılına kadar tarihi belgelerde Yunda(Cunda) hakkında herhangi bir bilgiye rastlanmamıştır. 1770 yılında Osmanlı Donanmasının Çeşme’de Rus donanması ile yaptığı savaşta sağ kurtulan Hasan Paşa ve hafif yaralı üç arkadaşı ile Foça Dikili yolu ile Ayvalık’ın güney kısmına gelirler. Tesadüf olarak Papaz İkonomus’un çiftliğine düşer. Konuklarını çok iyi ağırlayan Papaz ile Hasan Paşanın dostlukları Ayvalıklılara özerklik belgesi verilmesini sağlamıştır
 
Bu ferman ile iç işlerinde bağımsız bir yapıya kavuşan Rumlar Eylül 1821 yılında çıkan Ayvalık isyanı Adayı da etkilemiş isyandan sonra Rumların bir kısmı kaçmış kalanı da sürgün edilmiştir. Ayaklanma esnasında adadaki binaların büyük bir kısmı tahribata uğramıştır. İsyandan sonra ekonomik kaynaklar Sultan II Mahmut’un emriyle ya Müslüman ailelere satılmış veya emaneten verilmiştir. 1824 yılında kenti terk etmek zorunda bırakılan halkın geri dönmelerine izin verilir.  
     1832 yılında  bir fermanla geri dönmelerine izin verilen Rum halka malları iade edilir ve mülkiyet hakkı tanınır. 1840 yılında kaza yapılarak Karasi (Balıkesir) sancağına bağlanarak özerklik tamamen ortadan kaldırılır.1862 yılında Yunda belediye olur. Osmanlı  ile Rum halk anlaşarak belediyeyi kurarlar. Ada belediyesi için kazdırılan ilk mührün etrafında Yunanca olarak “Moshonisia Belediyesi 1862” yazmaktadır.
 
Mührün ortasında ise Osmanlıca olarak “Daire-i Belediye Cezire-i Yunda” yazmaktadır. Daha sonraları mührün ortasındaki Osmanlıca yazının yanlış okunması sonucu “Cunda” sözcüğü ortaya çıkmıştır. 1922 yılındaki mübadele ile adadan ayrılan Rumlarla yapılan görüşmelerde hiçbiri adanın adını “Cunda” olarak bilmemektedir. Ada hakkında kitap yazan Rum yazarlarda, Türklerin adaya Yunt Adası dediklerini yazarlar.
 
 Ada belediyesi Eylül 1952 yılında yapılan oylama sonucunda iki mahalle olarak (Namık Kemal Mahallesi ve Mithat Pasa Mahallesi)  Ayvalık’a bağlanır. İzmir Yunanlılar tarafından işgal edildiği dönemde Ayvalık’a özel bir önem vermişlerdir. Cunda ve Ayvalık 29 Mayıs 1919 da Yunan ordusu tarafından işgal edilmiştir. İşgale 172. Alay Komutanı Kaymakam Ali Bey (Atatürk’ün Nutukta belirttiği Afyonkarahisar mebusu Ali Çetinkaya) karşı koymuştur.
    Yunan ordusu Anadolu’ya çıktıktan sonra ilk direnişle Ayvalık’ta karşılaşmış, Kurtuluş Savaşının ilk kurşunu Yarbay Ali Çetinkaya tarafından Ayvalık’ta atılmıştır. 15 Eylül 1922 yılında tekrar Türk topraklarına katılan adaya Cumhuriyet döneminde Ali Bey ismi verilmiştir. 13 Ekim 1922 tarihinde imzalanan Mudanya Ateşkes Antlaşması Yunanistan ile Anadolu arasında ki büyük göçün başlangıcı olmuştur. Tarihin ilk ve tek mübadele uygulaması 1923–1924 yıllarında  tamamlanmıştır.  
 
 Mübadele sonucunda Ayvalık bölgesine Girit, Rumeli ve Midilli Adası’ndan Türkler gelmiştir. Adaya Midilli ve Girit’ten gelen Türkler yerleştirilmiştir. Adanın 1700-1800’lü yıllarda ekonomik, sosyal, kültürel yönden bu günkü durumundan daha çok gelişmiş olduğu bilinmektedir. Fakat bölgede yaşanan depremler gelişmenin ilerlemesine engel teşkil etmiştir. Asıl tahribat ise 5 Ekim 1944 yılındaki depremde yaşamıştır. Depremde adada ölüm olmamasına rağmen pek çok binanın tahrip olmasına neden olmuştur.
 
Zeytincilik, balıkçılık ve turizm adanın önemli ekonomik faaliyetleridir.1976 yılında Ayvalık ve çevresindeki 17.900 hektarlık alanın doğal ve tarihi sit alanı olarak kabul edilmiş olması Adanın mimari yapısının korunmasında etkili olmuştur. Ayvalık merkezine 8 km . olan Ada ile Ayvalık arasında belediye otobüsleri ile ulaşım sağlanmaktadır. Ayvalık merkezden metropol kentlere yaz kış otobüs bulmak mümkündür. Adanın bazı merkezlere uzaklığı
  Bunları Yapmadan

Arnavut kaldırımlarında gezmeden
Âşıklar tepesine çıkmadan
Lokma tatlısı yemeden
Taş kahvede ada çayı içmeden
Ada Restaurantta balık yiyip rakı içmeden
Bıyıklının yerine uğramadan
Pateriça köylerine gitmeden
II. Köyden Ai Dimitri Ta Salina Manastırına kadar yürümeden
Tarihi yel değirmenlerini görmeden
Taksiyarhis Ta Çamia Manastırında oturup manzarayı seyretmeden
Sahilden Panayia Manastırına doğru yürüyüş yapmadan
Resim çekmeden
Önümüzdeki yıl için rezervasyonlarını yaptırmadan
Cundanın ıssız koylarında yüzmeden
Küçük gezi tekneleriyle ada turu yapmadan
Panorama Otelden Gün Batımını İzlemeden 
TAKSİYARHİS KİLİSESİ

Taksiyarhis Kilisesi, “Kubbeli Bazilikal Plan” tipine uygun olarak inşa edilmiştir Bu plan tipi Bizans mimarisi’nde toplantı ve mahkeme salonlarında sıkça uygulanan bir mimari plan

 
 
 
 AGİOS YANNİS KİLİSESİ

Agios Yannis kilisesi adada ilk inşa edilen değirmen harap olduktan sonra inşa edildiği anlaşılmaktadır. Ve bu yapı İtalyan mimari tarzında ve kullanılan malzemeden 1800’lü yılların sonu ile 1900’lü yılların..
 
  
 AGİA TRİYADA KİLİSESİ

1858 yılında inşa edilmiş olan kilise, adanın ilk kilisesidir. Üzeri ahşap bir çatı ile örtülmüş olan kilisenin, çatı altı kubbeleri de bağdadı olarak inşa edilmiş ve sıvanarak boyanmıştı. 1922 yılına kadar...
 
  
 PANAYİA KİLİSESİ

1863 yılında yapılan kilise, adanın en büyük ve en görkemli kilisesiydi. Yüksek duvarlarla çevrilmiş geniş bir avlunun içerisinde yer almaktaydı. Duvarların üzerinde her iki metrede bir, sarımsak taşından yapılmış.
 
  
 AGİOS PANDELEİMONOS KİLİSESİ

1915 yılında inşa edilen kilise 1922 yılına kadar dâhili sıvasız olarak ayine açıktı. Mübadeleden sonra kendi kaderine terk edilen kilise zaman içerisinde bilinçsiz kişilerce define aramak ...>>
 
 
 AGİOS NİKOLAOS KİLİSESİ

Söz konusu Agios Nikolaos kilisesi şehir dışındaki Rum mezarlığının içerisinde yer almaktaydı. Ve bu kilise 1938 yılında hiç kimsenin haberi olmadan Laz Ali Çavuş tarafından..

 
 
 
 AGİOS DİMİTRİOS KİLİSESİ

Kilisenin şimdi sadece arsası var giriş kapısı ile ki giriş kapısının üstü çan kulesi idi...

--------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------

 
 
 
Kayseri