Defne Ağacının ve Antakya Harbiye'nin Efsanesi
Harbiye, E-91 karayolu üzerinde bulunur ve Antakya şehir merkezinden 7 km mesafededir. E-91 karayolu, Harbiye'den 55 km sonra Suriye sınırından geçip Ortadoğu'ya uzanır.
Yakın tarih [değiştir]Anktakya Bölgesindeki En Eski şelalerden birisidir. En yukarısında en aşağısına kadar belirli aralıklarla küçük, orta ve büyük şelaleler bulunmaktadır. Ana kaynaktan en aşağıya kadar yaklaşık olarak 1.5 km uzunluğundadır. Çevre İllerden gezi turları düzenlekmektedir.
Halk, Arapça dilinin kısmen yerelleşmiş ve kreol haline gelmiş bir şeklini kullanmaktadır. Özellikle Arapça okuma ve yazma bilmeyen genç nüfusun günlük konuşmalarda kullandığı bu Arapça'nın içinde, Arapça fonetik ve söyleniş kurallarına uygun hale getirilerek telaffuz edilen birçok Türkçe kelime vardır. Arapça'nın dejenerasyonu ve günlük yaşamda kullanılabilirliğinde giderek artmakta olan yetersizlik, beldede anadilin özüne uygun korunması ve kullanılması konusunda girişimler yapılması gerektiğini ortaya koymaktadır. Günümüzde bölge halkının tümü Arapça konuşuyor olmasına rağmen, Arapça okuma-yazma bilenlerin sayısı, özellikle genç nüfus içerisinde çok azdır.
Defne Ağacının ve Antakya Harbiye'nin Efsanesi
Zeus'un oğlu Işık Tanrısı Apollon, ırmak kenarında genç ve güzel bir kız görür. Bu eşsiz güzelin adı Defne'dir. Apollon'un içinde arzular uyandırır. Onunla konuşmak ister. Fakat Defne, Işık Tanrısı'nın içinden geçenleri anlamıştır. Kaçmaya başlar. O kaçar, Apollon kovalar. Çapkın Tanrı bir taraftan kaçma seni seviyorum diye bağırır. Defne ise Tanrılarla sevişen kadınların başlarına neler geldiğini bildiği için korkuya kapılır ve kaçmaya devam eder. Apollon'a gelince, bu güzel periyi mutlaka yakalamak istemektedir. Aralarındaki mesafe gittikçe kısalır ve bir an gelir ki Defne, Apollon'un sıcak nefesini saçlarının arasında duyar. Artık kurtuluş imkanı kalmadığını anlayan Defne, birden durur ve ayağı ile toprağı kazıyarak şöyle bağırır:
-"Ey toprak ana, beni ört, beni sakla, beni koru".
Bu içten yalvarış üzerine Defne organlarının ağırlaştığını, odunlaştığını hisseder. Olgun göğsünü gri bir kabuk kaplar, kokulu saçları yapraklara dönüşür, kolları dallar halinde uzar, körpe ayakları kök olup toprağın derinliklerine dalar, bir defne ağacı oluverir.
Bu manzara karşısında şaşıran Apollon, Defne'nin ağaç oluşunu hayret ve üzüntü ile seyreder. Sonra da sarılır ve sert kabukları altında hala çarpmakta olan kalbinin sesini duyar ve şöyle seslenir:
-"Defne, bundan sonra sen, Apollon'un kutsal ağacı olacaksın. O solmayan ve dökülmeyen yaprakların, başımın çelengi olacak. Değerli kahramanlar, savaşlarda zafere ulaşanlar, hep senin yapraklarınla alınlarını süsleyecekler. Şarkılarda, şiirlerde adımız yanyana geçecek".
Bu tatlı sözler üzerine Defne, dallarını eğerek Apollon'u saygı ile selamlar.
İşte bu öykünün geçtiği yer bugünkü Harbiye'dir.
Apollon teessür ve heyecan içinde o ağacı amblem olarak aldı ve parlak yapraklarından başına bir taç yaptı. İşte o zamandan beri şiir ve silah zaferi Defne dalı ile ödüllendirilir ve Defne'nin gözyaşları bugün hala Harbiye'de şelaleler meydana getirir.
Alıntı
|